23 May 2017

UTEF Engelliler Haftasını coşkuyla kutladı.

Alisa Çiçek Akyol
UTEF Engelliler Haftasını coşkuyla kutladı.
"ENGELİNİZ ENGELİMİZDİR" diyerek yola çıkan UTEF, engelliler haftasını yoğun bir programda coşkuyla kutladı.

Bildiğiniz gibi, "Engelliler Haftası" her yılın 10-16 Mayıs tarihleri arasında tüm dünyada kutlanmaktadır. Engelli bireyler için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği haftada engellilik sorunları yoğun bir şekilde gündeme getirilir. Uluslararası Tüm Engelliler, Yaşlılar ve Kimsesizler Federasyonu’nun (UTEF) düzenlediği, Avrupa El Ele Engellilere ve Yaşlılara Yardım Konfederasyonu ve Kemer Belediyesi’nin desteklediği etkinlikte UTEF “Engeliniz Engelimizdir” diyerek yola çıktı.

UTEF, şenlik havasında geçen etkinlikte bedensel engellilerin hayatını kolaylaştıran toplam 18 adet akülü ve manuel araba hediye etti. İnsanların fiziksel ya da ruhsal engelleri dolayısı ile yaşadıkları sıkıntıların giderilmesi aslında hepimizin görevi. OKUSEV Vakfı Akdeniz Bölge Başkanı, Avrupa El Ele Engellilere ve Yaşlılara Yardım Konfederasyonu Akdeniz Bölge Başkanı, Uluslararası Tüm Engelliler, Yaşlılar ve Kimsesizler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı, Leman Gebizli Tüm Engelli ve Yaşlılara Umut Işığı Derneği Genel Başkanı Güldane Kaya ve Uluslararası Tüm Engelliler, Yaşlılar ve Kimsesizler Federasyonu Genel Başkanı, OKUSEV Vakfı 2. Başkanı, Avrupa El Ele Engellilere ve Yaşlılara Yardım Konfederasyonu Genel Başkan Vekili M. Mete KAÇAR düzenledikleri Engelliler Haftasında “Engeliniz Engelimizdir” Etkinliği’ne ilgi oldukça yoğundu.

UTEF’in düzenlemiş olduğu etkinlikte şef Nazım Beyaz yönetimindeki ‘’Bir Saz Bir Söz Bir Nefes’’ Türk Halk Müziği Korosu tüm konuklara eğlenceli anlar yaşatırken doyumsuz bir müzik ziyafeti sundu.

Sunuculuğunu Leman Gebizli Tüm Engellilere ve Yaşlılara Umut Işığı Derneği Genel Başkan Yardımcısı Alisa Çiçek AKYOL’un yaptığı törende konuklar koroya, ses sanatçılarına ve halk oyunlarına eşlik ederek yaşadıkları keyifli anlar görülmeye değerdi.
Etkinlikten mutlu ayrılan misafirler bu organizasyonu tertipleyen Güldane KAYA ve M. Mete KAÇAR’a teşekkürlerini sunarken mutlulukları gözlerinden okunuyordu.

ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU
Koristlere etkinliğe katkılarından dolayı teşekkür belgeleri verildi. Kemer Belediye Başkanı Mustafa Gül, Kemer Kaymakamı Mustafa Cihat Feslihan, Avrupa El Ele Engellilere ve Yaşlılara Yardım Konfederasyonu Genel Başkanı Cengiz Hocazade, Leman Gebizli Tüm Engelli ve Yaşlılara Umut Işığı Derneği Genel Başkanı Güldane Kaya, Kalp Gözü Derneği Başkanı Birsen Şule Özaydın, Koro Şefi Nazım Beyaz, Antalya Medikal Park Hastanesi, ses sanatçıları Mehmet Ali Yurtışığı, Zeki Karahanoğlu, Ayhan Murat, Avrupa El Ele Engellilere ve Yaşlılara Yardım Konfederasyonu Onursal Başkanı Adalet Günel, Başkan Yardımcısı Kadir Uran, Kadın Kolları Başkanı İlknur Reiche, Nezahat Baz Ehliz, Hendek El Ele Dernek Başkanı Esin İmre Aygen, OKUSEV Vakfı Başkanı Yrd. Doç. Dr. İbrahim Ok, Uluslararası Tüm Engelliler, Yaşlılar ve Kimsesizler Federasyonu Ankara İl Başkanı Alisa Çiçek Akyol’a plaket verildi.

Anamur Engelliler ve Engelli Aileleri Dayanışma Derneği Başkanı Hikmet Narcı ve yönetim kurulu üyeleri ve ayrıca Almanya Okul Aile Birliği Başkanı Nezahat Baz Ehliz ve yönetim kurulu üyeleri de etkinliğe katıldı.

Ayrıca Anamur Dernek Başkanı Hikmet Narcı, Avrupa El Ele Engellilere ve Yaşlılara Yardım Konfederasyonu Genel Başkanı Cengiz Hocazade, Uluslararası Tüm Engelliler, Yaşlılar ve Kimsesizler Federasyonu Genel Başkanı M. Mutlu Kaçar’a derneklerine 4 adet araç teslim etmelerinden dolayı kendilerine plaket verdi.

Avrupa El Ele Engellilere ve Yaşlılara Yardım Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı Kadir Uran, Kalp Gözü Derneği Başkanı Birsen Şule Özaydın’a plaketini teslim ederken “Yurtdışında Türkiyemizin sesi olmaya ve kimsesizlerin kimsesi olmaya devam edeceğiz. Bizler var oldukça bu meşale sönmeyecek” dedi.

M.METE KAÇAR’dan TEŞEKKÜR KONUŞMASI
KAÇAR, konuşmasında, bu organizasyon için çok emek verdiklerini, daha iyilerini yapmak, daha çok engelli vatandaşa ulaşmak istediklerini dile getirdi. Kaçar, en büyük hedeflerinin Engelli Sağlıklı Yaşam Merkezi kurmak olduğunu sözlerine ekledi. Bunun için ilk adımı Antalya Bahtılı’da attığının altını çizdi. Halaylar çekerek, koroya eşlik eden konuklar coşkulu anlar yaşadı. Etkinlikten ayrılamayan konuklar için ses sanatçısı Zeki Karahanoğlu tekrar sahne aldı. Hep birlikte şarkılar söylendi. 18 engelliye sandalye verildi.

Etkinlikte tüm federasyon ve dernekler adına 18 engelli konuğa 18 tekerlekli sandalye verildi. Sandalyelerine kavuşan engelli vatandaşlar mutluluklarını gizleyemedi. Törene katılamayan engelli vatandaşların sandalyelerini yakınları teslim aldı. Engelli vatandaşların her daim yanında olduklarını belirten Uluslararası Tüm Engelliler, Yaşlılar ve Kimsesizler Federasyonu Genel Başkanı ve Oku-sev Vakfı 2. Başkanı M. Mete KAÇAR herkese katkılarından dolayı teşekkür etti. Törende Yılın Engelli Güzeli Emine Nur Özpınar seçildi.

Yılın annesi Çiğdem Bacıoğlu seçildi. Bacıoğlu duygulu anlar yaşadı.
Ayrıca yılın en yakışıklı ve en sempatik delikanlısı Efe Mutlu seçildi.
Tören boyunca konukların ilgi odağı olan Efe, sandalyesini aldıktan sonra daha da keyiflendi. Bir süre Kemer Belediye Başkanı Mustafa Gül, Kemer Kaymakamı Mustafa Cihat Feslihan ile sohbet etti.

Konser Programında Bir Saz Bir Söz Bir Nefes THM korosu muhteşem performansıyla göz doldurdu.
Ayrıca etkinlikte Mehmet Ali Yurtışığı, Ayhan Murat ve Zeki Karahanoğlu verdikleri konserle konuklara unutulmaz dakikalar yaşattı. Halk oyunları ekibine zaman zaman konuklar eşlik etti. Konuklarını Kemer Belediyesinin katkılarıyla otobüslerle tören alanına götüren UTEF, iki öğün yemek ikramında bulundu.

OKUSEV Vakfı Akdeniz Bölge Başkanı, Avrupa El Ele Engellilere ve Yaşlılara Yardım Konfederasyonu Akdeniz Bölge Başkanı, Uluslararası Tüm Engelliler, Yaşlılar ve Kimsesizler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı, Leman Gebizli Tüm Engelli ve Yaşlılara Umut Işığı Derneği Genel Başkanı Güldane Kaya ve Uluslararası Tüm Engelliler, Yaşlılar ve Kimsesizler Federasyonu Genel Başkanı, OKUSEV Vakfı 2. Başkanı, Avrupa El Ele Engellilere ve Yaşlılara Yardım Konfederasyonu Genel Başkan Vekili M. Mete KAÇAR'A engelli bireylerin sesi oldukları için somsuz teşekkürlerimle...

13 May 2017

Dünyama Girmeye Çekindiler

Engellilerin dünyasına dair pek çok şiir yazılmış ve bunların içinde beğendiğim bu şiiri sizlerle paylaşmak isterim.Yalnız bu şiirin yazarını tüm araştırmalarıma rağmen bulamadım.Kendisine duygularımızı dile getirdiği için teşekkür ederim.

Engelli Şiiri

Hep karanlıktı dünyam
Renkleri göremedim siyahtan başka
Kör dediler,
Dünyama girmeye çekindiler.

Kuşların cıvıltısı yabancıydı bana
Dudaklar kımıldıyor sesler gelmiyor ki kulağıma,
Sağır dediler dünyama girmeye çekindiler...

Ulaşamadığım özlediğim hayalimdi
Koşmak,oynamak ve yine koşmak,yürümek
Şöyle bir vurdum mu topa, Goool diye zıplamak
Oysa bir gerçek vardı,
İnsanlar ve koltuk değnekleri
Topal dediler,sakat dediler
Dünyama girmeye çekindiler...

Bazen o kadar uzaktım ki sizden,
Anlamaya çalışıyor ama bir türlü anlayamıyordum anlattıklarınızı,
Belki kızıyordunuz bana,
Ama anlamadığım için bakıyodum boş bakışlarla,
Gerizekalı dediler!
Dünyama girmeye çekindiler...

Bilmediğiniz bir şey vardı oysa
Benim dünyam sevgiydi, kucaklardı herkesi.
Çekinmeyin dünyamdan
Size uzanan ellerim tutun, gelin girin dünyama
El ele verip umutla bakalım yarınlara ve benim dünyama

Yüreklerinizin engelli olmaması dileğiyle...

Alıntı

Tek Ayakkabı(m)


Küçük bir kızken,çok merak ederdim bir insanın çift çift ayakkabısı olması nasıl bir duygu diye.
O zamanlar cihaz kullandığım için bana özel ayakkabı yapılırdı.

Bir gün bayramlık alışverişe çıktık babamla.İlla ayakkabı isterim diye tutturdum.
Şuan hâlâ varmı bilmiyorum ama fatih'te Lale kundura vardı,oraya gitmiştik babamla.
ve çok güzel bir ayakkabı almıştık.Öyle basit birşey değildi cicili bicili rugan ve üstünde yeşil çizgili...

Bayramda büyük bir hevesle giydim ayakkabımı.
İşte benimde model bir ayakkabım olmuştu sonunda( Laf aramızda o bayramda en güzel benim ayakkabılarımdı).
Onları çok uzun seneler kullandım.

Herkez yılda bir kaçtane ayakkabı alıyordu oysa benim bir tane vardı ben bir kaç çift ayakkabı sahibi olmak nasıl bir duygu çok merak ederdim.
Birgün kendi ayakkabımı kendim aldım,ayağıma giydim ve satıcı çocuk "çok güzel oldu" dedi.
Bende "evet yakıştı ama değil mi? dedim "zaten tek ayağa ancak bu kadar yakışır"
satıcı çocuk şaşırdı.

"İnanın çok yakıştı dedi
Aylar sonra bir ayakkabı daha, aldım az topuklu, tam genç kız ayakkabısı.
Evdekiler "yaa bu sana gitmez giyemezsin dediler.
"Yok banane...gider neden gitmesin,hem ben genç kız değilmiyim, hayallerim yokmu sanıyorsunuz, sadece ayakta olan mı giyer bunu? diye veryansın ettim çocuklugumda yapamadığımı şimdi yapıyordum!

Artk çift-çift ayakkabım var.
Nasıl bir duygu oldugunu ögrendim.
Peki, içimdeki burukluğum geçiyor mu?
İlk aldığım gün evet; ama ayakkabının tekini atarken içim acıyor.
Şimdi bir kaç çift ayakkabım var ama, umutlarım, 'belki bir gün'lerim...işte onlar yok artık.
Yazar:Filiz Köseoğlu

Engellinin Aşkı


Şeref ‘in, Her günü bir oda içersinde geçerdi, dört duvar arasında mutlu olur, yine dört duvar arasında Hüzünlenirdi.Dışarıya çıkmaktan çekinirdi, çünkü tüm bakışların ona yönelmesine içerlerdi.
Çocukların parmakla göstererek annelerine
-bu amca neden tekerlekli sandalyeyle geziyor
diye soruşları gitmezdi hiç kulaklarından…
sonra küstü dışarıya, ne varsa yaşama dair o bir oda içinde paylaşıyordu kendisiyle,
dört duvar ona kah sevinç, kah üzüntü veriyordu.
Sonra şeref uzun bir aradan sonra sevdaya tutuldu, sevdasının adı sevdaydı.
Sevda’ da hayat buluyordu adeta, onun sesini ne zaman duysa bozuk olan morali hemen düzeliyordu, sanki yürümeyi unutmuş bacaklarına can geliyordu…
Ne zaman duysa sevdanın sesini ihtiyar kalbi bir kuş gibi çırpınıyordu, sevda da şerefi seviyordu…hemde çok seviyordu. Sonra şerefin korkuları girdi devreye,
Korkuyordu sevdalısı sevdayı kaybetmekten
Karanlık bir gecede evini kaybetmiş bir kedi gibi korkuyordu sevdasız kalmaktan…
Ve şerefin korktuğu başına geldi, sevdalısını kaybetti
Korktuğu korkular yüzünden kaybetti…
Sevdalısının onu anlyamadığını düşündü hep, haklıydı beklide
Onu yeterince anlayabilmeyi başaramamıştı sevda.
Belkide anlamak istememişti, belki de sevgisi tükenmişti sevda nın şerefe.
Şeref, sevdalısı onu terk etse bile sevdasını o dört duvar içinde inadına yaşadı,
Hayaller kurdu sevda üzerine, sevdayla evlenecek birde çocuk yapacaklardı
Kız olursa buse, erkek olursa yiğit olacaktı adı…
Sevdanın yanağına kondurduğu ilk buse, içinde yaşattığı yiğit sevda…
Tüm bu hayalleri kurmak bile yetiyordu ona, yürüyememek de neymiş
Gönlüm aşk’a koşuyor edasındaydı hep…
Sevda ise şerefi eleştirdi sürekli
-boş hayaller kurma, kendini kandırma deyip.
Şeref ise inadına kurdu o damarda kan hayalleri…
Sonra şerefte umudu kesti sevdadan, sevda gitti ve geri gelmeyecek deyip kabullendi
Olsun be olsun dedi, ciğerlerine çektiği sigara dumanında
İşte sevda böyle içimde dedi…yine sevda ya sevdalı yaşadı.
Bacakları engelliydi, ama yüreğine deymemişti engel şerefin
Öyle sadık, öyle sevgi doluydu giden sevgiliye…
Ne zaman konuşmaya kalksa sevdayla, hep azarlandı bir çocuk misali
Ağladı şeref, şerefli sevdasına ağladı…Ama inadına kurdu hayallerini,
Hayaller onun için her şeydi, ama sevda bunu anlayamazdı…
umudunu gün geçtikçe kaybediyordu şeref, artık imkansızdı sevdasıyla bir araya gelmek
dört duvar, zindandan farksızdı...kapıları vurup çıkamıyordu,
sevdalısı diye tekerlekli sandelyesiyle ayrılmaksızın zaman geçiriyordu...
sevdalısı gibi sarılıyordu o sandalyeye,
yemin etti sevda üzerine başka bir sevda yaşamamaya,
çünkü çok sevmişti.
ama sevda hiç hisedemedi
hissetmekde istemedi

-engellinin
--aşkı
---çetin
-----olur...

engellinin
--sevdası
---karşılıksız olur
-----karşılık beklemeden
-------kavuşacakmış gibi sever...

çünkü o birtek yüreğiyle yaşar.


( yukarıdaki öykü yaşanmış olup farklı isimler kullanılmıştır)
Yazar:Cumali Efe

11 May 2017

Bennur Karaburun'dan Engelliler Haftası açıklaması

Engelli Milletvekili Bennur Karaburun 10-16 Mayıs Engelliler Haftası nedeniyle açıklamalarda bulundu.

İşte o açıklamalar:
"Engellilik Türkiye'de on beş yıl öncesine kadar pek de gündemde olmayan bir konuyken 2002'de başlayan AK PARTİ Hükümetleriyle birlikte, aynı, medeni hizmetin, insanlık anlayışının, gelişmişlik göstergesinin temel noktası haline gelmiştir. 2002 yılıyla birlikte, engelliler devlet nezdinde belki de ilk kez muhatap alınmaya başlandı. 2005' de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Türkiye'de ilk defa engellilere yönelik kanun çıkarılmasıyla, engellilere eğitimde, sağlıkta, istihdamda fırsat eşitliği sağlanması için çalışmalara başlandı. Engelliler Kanununun uygulanmasına ilişkin ilgili diğer mevzuatlarla birlikte 1.500 maddelik bir engelliler hukuku oluşturuldu ve tabii ki en önemlisi ayrımcılık yasaklandı. Bu, neresinden bakılırsa bakılsın, devlet nezdinde bir zihniyet devrimiydi.

Kurulduğundan bugüne, AK PARTİ, tüm çalışmalarında engellileri içselleştiren, engellilerin sorunlarını sahiplenen ve engellileri çözüme dahil eden bir parti oldu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı 2013 İnsani Gelişmişlik Raporunda, Türkiye, insani gelişme açığını kapatan 9'uncu ülke olarak yer almıştır. Bu durum da toplumsal bir bilinç değişikliği ve zihniyet dönüşümüyle ülke sathında her geçen gün daha da belirgin hale gelmektedir. Bugün geldiğimiz noktada, bugünün Türkiye'sinde daha da iyisini oluşturmak adına engellilere yönelik kanunlarımızı, mevzuatlarımızı yeniden düzenliyor ve çalışmalarımız bu minvalde şekillendiriyoruz.
Engelliler Haftası 1982 yılından bu yana Birleşmiş Milletlere üye olan ülkelerde ve ülkemizde her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında etkinliklerle kutlanmaktadır.

Adalet ve Kalkınma Partisi olarak biz, devletin milletin esenliği için var olduğuna, milletin esenliğinin de her kesimin kendisi için söz hakkı bulabildiği ve hizmete ulaşabildiği bir toplumla gerçekleşebileceğine inanıyoruz. AK PARTİ olarak misyonumuz, engellilerin başta eğitim, sağlık, rehabilitasyon ve istihdam hizmetlerinden tam anlamıyla yararlanmalarının önündeki engelleri kaldırmaktır. Toplumun her kesimiyle iş birliği içinde gerçekleştirilen çalışmalarımız neticesinde bugün engellilerimizin ihtiyaç duyduğu her alanda önemli rakamlara ulaşıldı. Bu sayede ülkemiz engelli hakları bakımından dünyada öncü konumda. Sosyal ve ekonomik sebeplerle muhtaç durumda olan engellilerin de öncelikle aile ortamında bakım ve korumalarının sağlanmasını, aile yanında bakımı sağlanamayanlara ise bakım ve koruma hizmetleri sunmayı amaçladık. Ailelere vereceğimiz desteğin, bütün alanlarda sorun yükünü hafifleteceğine ve hayatı kolaylaştıracağına inanıyoruz. Onun için, diğer hizmet alanlarında olduğu gibi engelli hizmetlerinde aileyi bir çözüm birimi olarak görüyoruz. Aile odaklı yürüttüğümüz engelli hizmetlerinde de kaliteyi yakalamamız kuşkusuz zihniyet dönüşümünün gerçekleştirilmesiyle ve farkındalığın artırılmasıyla mümkün olur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Mecliste grubu bulunan dört siyasi partinin de ortak önergesiyle çölyak hastalığının sebep ve sonuçlarına ilişkin Meclis araştırma komisyonunun hastalığın önemine uygun bir hamle olduğu görülmüştür. Engellilere yönelik Meclisimize getirilen tüm düzenleme ve tekliflerin Meclisteki tüm taraflarca desteklendiğini müşahede etmekten bir engelli hem de yüce Meclisimizin bir üyesi olarak büyük memnuniyet duymaktayım. Bu anlamda, AK PARTİ'ye, çölyak hastaları ve tüm engelliler adına, Mecliste siyasi partilerin grup başkan vekillerine duyarlılıkları ve hassasiyetleri için teşekkür ediyorum. Toplumsal bir mesele hâline gelmiş çölyak hastalığının araştırılması bu hastalıktan etkilenen tüm vatandaşlarımız için umut verici olmuştur.

Engelliler için devlet, siyasi partiler, sivil toplum, yerel yönetimler, hasılı, hepimizin yapması gereken çok işimiz var. Biz engellilik alanında üzerimize düşenin ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Engellilerimizin bizden beklentilerini hayata geçirmek, beklentilerinin ötesine geçerek onlara hizmet sunmak AK PARTİ olarak bizim çalışmalarımızdaki en büyük teşvikimizdir. Bu yüzden, tüm kurumlarımızı harekete geçirecek öncü çalışmalar yapmaya ve sivil toplumun gerçekleştirdiği çalışmaları desteklemeye önem veriyoruz.

Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede aynı tarihlerde gerçekleşen Engelliler Haftasının engellilerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, tüm engellilerimizi sevgiyle selamlıyor ve son olarak şu mesajımı iletmek istiyorum: Engelli olmak hayatın hiçbir alanında hiçbir şeye engel değildir; her şeyi yapabilir, her alana uzanabilirsiniz. Engellilerle birlikte yaşama kültürünü uygulamak, yaygınlaştırmak hedefiyle, farklılıklarımızın zenginleştirdiği günleri birlikte paylaşmak dileğiyle..."

9 May 2017

Benim Adım Topal

Söz vardır savaşları sona erdiren… Söz vardır insan yaşamını bitiren… Söz vardır ruhumuzu zehirleyen… Söz vardır sıcak bir göğüs gibi insanı hoşnut eden… Bir söz insana cennetin kapılarını da açar cehenneminde… Tatlı bir sözle kaynaşır yüreklerimiz… Kötü sözle soğuk mahzenlerde titrer cesetlerimiz.!

Gündelik yaşamın içinde kullandığımız sözcükler, kavramlar kimi kez, insana... yaşama sevinci verir. Kimi kez, hüzün… Kimi kez, mutluluk ya da acı… Onaylanmak insanın hoşuna gider. Aşağılanmak yüreğimizde tamir edilemeyecek izler bırakır. Söz, öyle bir güçtür ki, gündüzü geceye çevirir, geceyi gündüze… Hani, söz uçar yazı kalır demişler ya.! Bugün, varız. Yarın, yoğuz. Belleğimi boşaltmak istiyorum yarınlara… Belki de kendimi tanıklığa çağırıyorum yaşadıklarımla ilgili olarak.!

Çocukluğumda en çok duyduğum, “ayağına ne oldu” sözüydü. İnsanlar, bir bacağımın neden aksadığını merak ediyorlardı. Neden bir yana eğilerek yürüdüğümü bilmek istiyorlardı. Merak doğal bir duygu… Aristoteles, Metafizik adlı kitabında “bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler“ der. Keşke bu merak duygusunu, bilme isteğini bilim, sanat, felsefi alanlarda kullanabilseydik… İnsanlığın önündeki çakıl taşlarını temizleyebilseydik… Doğduğumuz andan itibaren kendimizi kimi roller içinde buluruz. Dünyayı o toplumun yaşam biçimine ve kültürüne göre algılarız. Ben de daha kendi benliğimin anlamını bilmeden bu toplumun kalıpları, normları, inançları içinde buldum kendimi.!

ADIM TOPAL BENİM

Ne bir adım vardı ne soyadım ne de kimliğim… Bir yana eğilerek yürüdüğüm için… Adım topaldı benim. Kader kurbanıydım. Gelip giden herkes okşuyorlardı saçlarımı “kadersiz kuzum” diyerek… Yüreğim debeleniyordu bu bataklıkta… Her şeye isyan ediyordum kendi kendime... Nasıl temizleyeceğimi bilmediğim önyargılara… kalıplara… sunulara… “Vah.! Yazık.!“ diyerek acıyarak bakan karaltılı yüzlere… “Pek de güzelmiş” diyen yüreğinde yılların paradigmalarını bir yük gibi taşıyanlara.!

Kaynak

Erken Büyür Sakat Annelerin Çocukları


Kör, topal, sağır, dilsiz, kambur, çolak, otistik, spastik çocuk anneleri ve sakat anneler ve sakat olmayan anneler; anneler gününü boş verin, her gününüz kutlu ve mutlu olsun
Oğlum beni bilgisayarın karşında görünce yanıma gelip, "Ne yazıyorsun?" dedi. "Sakatlarla ilgili yazıyorum," deyince, "Boşuna uğraşma kimse okumaz," dedi. "Neden?" diye sordum. "Çünkü sakatları kimse sevmiyor ki," dedi. "Sen beni seviyorsun ya," dedim. "Çünkü sen benim tatlı annemsin, tabii severim," deyip boynuma sarıldı, beni öptü ve oynamaya gitti.

O gidince ben yazmayı bırakıp, düşünmeye başladım.
Neden sakatları kimsenin sevmediğini düşünüyor?
Sakatları kimsenin sevmediğini düşünen bir çocuk, annesinin sakat olmasından nasıl etkilenir?
Okula başladığı yıl bir gün ağlayarak gelmişti eve; "Anneciğim keşke sen sakat olmasaydın!" demişti. "Kime ne zararı var ki sakat olmamın?" deyip onu sakinleştirmeye çalışmıştım. Okulda bazı çocukların benimle alay etmeleri üzüyordu onu.
Benim sakat olmamın oğlumu üzmesi üzüyor beni. Tıpkı annemin üzülmesi gibi.

Annemle yolda yürürken topal dediklerinde anneme bakardım yan gözle, inşallah duymaz diye düşünerek. Şimdi oğlum aynısını yapıyor.
On bir aylıkken başladı yürümeye. Ve ben birkaç gün sonra onu alıp pazara götürdüm. Yürümeye başlamadan önce kucağımda taşıyamadığım için, baş başa ilk sokağa çıkacağımız günü beklemiştim aylarca. Çok acele ettiğimi çabuk anladım. Minik adımlarını güçlükle atıyor, durup bana bakıp tekrar minik adımlar atmaya başlıyordu. Sonra birden kaldırıma oturdu.

Biraz oturup biraz yürüyerek eve geldik. Ertesi gün babasıyla birlikte çıktığımızda, birkaç adımdan sonra kucak istedi. Benden istememişti. Sonraki aylar ve yıllarda da babası olunca hemen kucak isterdi. Benden hiçbir zaman istemedi. Erken büyüdü benim oğlum...

Sokaktan çocuk sesleri geliyor, cıvıl cıvıl. Önce onun sesi ulaşıyor bana. Ne dediklerini tam olarak anlayamıyorum gürültüden. Anlayabildiğim tek şey: "anneler günü".
Mideme kramplar giriyor birden. Her "anneler günü" lafını duyduğumda girdiği gibi...

Hatırladığım ilk anneler günü kutlamaları sırasında üniversiteye gidiyordum. Hülya, "Annene ne hediye alacaksın?" diye sordu. "Hiçbir şey," dedim. "Neden?" diye sordu. "Çünkü ben annemi sevmiyorum," dedim. O kadar şaşırdı ki, "İlk kez annesini sevmeyen birine rastlıyorum," dedi. "Ben de," dedim.
Şaşkınlığından nedenini soramadı Hülya. Ben gene de söyledim. "Annem beni hiç sevmiyor ki, neden ben onu seveyim?"
Yirmi sekiz yaşımda ilk kez elbise giydiğim güne kadar da annemin beni sevmediğine inandım. Hamileydim ve artık pantolon giyemiyordum. O zamanlar hamile pantolonu yoktu. Ya da vardı da ben bilmiyordum. İyi ki de bilmiyormuşum. Çok hoşuma gitmişti elbise giymek. Çok da yakışmıştı işte. Ne olmuş bacağımın biri diğerinden daha kısa ve zayıfsa! Mankenlik yapmayı düşünmediğime göre...

"Neden sanki annem yıllarca bana elbise giydirmemişti?" diye düşünürken anladım, anneme olan öfkemin nedenini ve yıllarca neden beni sevmediğine inandığımı.
Benden iki yaş küçük kız kardeşime hep elbise alan annem, bana sadece pantolon alırdı. Çarşıya pazara hep kız kardeşimle gider, beni evde bırakırdı.
Üniversiteye başlayana kadar ben sadece annemin ya da kardeşimin seçtiklerini giydim. Oysa kardeşim kendi seçtiklerini giyerdi.
Senelerce bunlar yüzünden annemin beni sevmediğini düşündüğümden ben de onu sevememiştim.
Mutlaka anlamıştır onu sevmediğimi. Senelerce iki küçük çocuğunun üzerine kapıyı kilitleyip, hastanelere kucağında taşıdığı çocuğunun kendisini sevmediğini anladığında acaba neler hissetmişti?

Hadi o zamanlar küçüktüm de onun için hatırlamıyordum yaptıklarını.
Ya yirmi dört yaşımda bacağımdan ameliyat olduğum zaman, aylarca bana lazımlık taşımasını nasıl unutmuştum?
Daha sonraki yıllarda sık sık kırılan bacağım yüzünden aylarca sadece bana değil çocuğuma da bakmasını nasıl nasıl unutmuştum?
Seneler sonra anneannemden öğrenmiştim, yorulmayayım diye beni çarşıya pazara götürmediğini ve neden elbise giydirmediğini; sakat bacağımı gizlemek için tabii ki; çünkü babam öyle söylemiş.

Ben babamı hep sevmiştim oysa. Üstelik ben çocuk felci geçirip hastalandığımda, babam yemin etmiş beni kucağına almayacağına!
Anneme ne çok haksızlık etmişim...

Peki, yazmakla bitiremeyeceğim kadar çok şey yapmasına rağmen, neden sadece yapmadıklarını hatırladım yıllarca?
Bu soruya bulduğum cevap sadece annemle ilişkimi değil, benim hayatla ilişkimi de değiştirdi.
Hani sakat çocuklara sorulur ya televizyonlarda, "En çok ne yapmak istersin?" diye, genelde verilen cevap, "koşmak, top oynamak," olur. Bu istenen cevaptır aslında...
Bana sorsalar bu soruyu, "yapmak istediğim hemen hemen her şeyi yapıyorum," derdim. İlla bir şey isteyeceksem: "Anneler gününün kaldırılmasını istiyorum."
Çünkü artık unutmak istiyorum anneme yaptığım haksızlığı.

Çünkü anne olamayan kadınların üzülmelerini istemiyorum.
Çünkü Türk filmleri izleyerek büyüyen sakat çocukların da, asla evlenip anne olamayacaklarını düşünüp üzülmelerini istemiyorum. Çünkü o filmlerde sakat kalınca başroldeki oyuncu, sevgilisinin terk edeceğini düşünerek, ortadan kaybolur ya...

Aynı filmleri izleyen sakat çocuk annelerinin de, çocukları evlenemeyecek diye üzülmelerini istemiyorum.

Hiç bir yazıyı bu kadar zor yazmamıştım. Oysa başlarken kolayca yazacağımı sanmıştım. Hem annemi, hem de oğlumu düşünerek yazmak ne zormuş.
Kör, topal, kambur, çolak, sağır, dilsiz, geri zekâlı, otistik, spastik çocuk anneleri ve sakat anneler ve sakat olmayan anneler, anneler gününü boş verin, her gününüz kutlu ve mutlu olsun.
İlla bir şey kutlamak istersek, biz karar verelim

Nazmiye Güçlü

4 May 2017

Mobbing nedir, kimler mobbing yapıyor?

1. Giriş:
Çalışanların psikolojik baskıya maruz kalması insanlık tarihiyle başlıyor. Ne varki bu durum bilim adamlarının 1980 yılından sonra yoğun biçimde ilgisini çekmiş. İşyerinde çalışanların veya yöneticilerin bir başka kişiye rahatsız edici, sistematik söz ve davranışlarda bulunması hepimizin çevremizde sıkça duyduğu bir durumdur.
Aslında hepimizin çok yakından bildiği ama adını koyamadığı bir kavram mobbing. Bilhassa hiyerarşik bir yapılaşma ve zayıf bir kontrolün olduğu kurumlarda güçlü olan kişi psikolojik yollardan baskı yapıyor.
Baslangıçta sanki rekabetten kaynaklandığı düşünülsede, psikolojik
baskılar sonucu çalışanların istifa etmeleriyle sonuçlanan bu kavrama mobbing” deniyor.
Bu durum yöneticilerin kendi çalışanlarına uyguladığı psikolojik baskı dışında, her kademeden çalışanın birbirine uyguladığı psikolojik tacizdir aynı zamanda.
Bu davranışlar eğer bir kez yapılmışsa, davranış sahibinin o gün kötü gününde olduğu düşünülerek anlayışla karşılanabiliyor.
Birarada bulunulan, birlikte çalışılan her yerde çatışmalar ve fikir ayrılıkları olabilir. Çünkü insanların gayeleri, değerleri ve ihtiyaçları farklıdır.
Ama sistematik olarak uzun bir süre içinde tekrarlanırsa anlamı değişip tacize dönüşüyor.
Mobbing, haksız yere suçlama, ima, kinaye, dedikodu yoluyla itibarı
sarsma, küçük düşürme, taciz, duygusal istismar ve şiddet uygulayarak, bir kişiyi, işyerinin dışına çıkmaya zorlayan kötü niyetli bir girişimdir.
Çoğu durumda mağdurlar, daha yüksek mevkilerdekilere tehdit
oluşturdukları için seçilmiş kişilerdir. Bu kişiler duygusal zekâları yüksek, dolayısıyla esnek, hassas ve kendi davranışlarını gözden geçirebilen, başkalarının davranış ve duygularını yüksek seviyede hissedebilen, yeni fikirler üretebilen, farklı bakış açıları ile dünyayı yorumlayabilenlerdir.

2. Mobbingi Kimler Uyguluyor?
2.1. Üstün Asta Uyguladığı Mobbing:
En çok görülen şekil. Yöneticiler toplantıda tersleme, söz hakkı vermeme, yetkileri kısıtlama, saf dışı bırakma gibi taktiklerle hâkimiyet kurmaya çalışır.
Bu yöneticiler, kendilerine güvenemediklerinden çıkarlarını koruyacak başka yol bulamayıp mobbingi bilinçsizce uygular.
Bazen istediği pozisyona düşündüğü kişi atanmadığında onun yerine gelen kişiye mobbing uygular. Bilhassa sevmediği ya da çıkarlarını tehdit eden başka bir yöneticinin istediği kişi o pozisyona getirilirse yine aynı şekilde mobbinge başvurur.
2.2.Astın Üste Uyguladığı Mobbing:
Bu durum çok nadir olarak görülür. Yapılacak değişikliklere ilişkin kararlara dahil edilmeyişine içerleyen astlar üstlerine mobbing yapabilir.
Genellikle,yapılan olumlu işleri üste bildirmeme, bilgi saklama, imkansız görevler ve bitirme süreleri verme gibi işe bağlı davranışlardır.

2.3.Eşit Statüdekiler Arasındaki Mobbing:
Genelde birkaç kişi biraraya gelerek, bir kişiye mobbing uygular.
Bir işyerine yeni başlayan, atanan veya terfi ederek gelen yeni birey, kişilik ve uzmanlık özellikleriyle bir şekilde gruptaki bilinen ve kabul edilmiş iç dengeleri bozar.
Bu genellikle başarılı, yetenekli, üstün özellikleri olan, duygularını ve heyecanını saklamasını bilmeyen bir bireydir. Çoğunlukla geleneksel yapıdaki bir işyerinde gerçekleşir.

3. Bireyler Neden Psikolojik Taciz Uygular:
Yapılan arastırmalar, bu kişilerin kendi eksikliklerini gidermek için
mobbinge başvurduklarını gösteriyor. Çoğunlukla ilgiye, övgüye aşırı ihtiyaç duyup, kendi konumlarını destekleyenlere karşı övücü davranıp, eleştiriye asla tahammül edemeyenlerdir.
Ayrıca kötü bir çocukluk geçirmiş olmaları, aile ve toplumda baskıya maruz kalmaları veya başa çıkamadıkları çeşitli olayların kurbanı olmaları durumunu dışarıya bu şekilde yansıtmalarıdır. Bunların yanısıra kötü kişiliği, yönetici olması dolayısıyla kendisine bunu hak görmesi, şişirilmiş benmerkezcilik etkendir.
Bazı işletmelerde çalışanlar, birden fazla yöneticiye bağlıdır. Hiyerarşik örgütlere nazaran daha fazla belirsizlik hâkimdir. Bu durumda yetki çatışmaları yaşanır.
Mobbingin amacı örgüt içinde sistemli ve tekrarlı olarak huzursuz ve düşmanca bir ortam yaratarak, hedefteki kişilerin işten ayrılmalarına sebep olmaktır.

4. İşyerinde Psikolojik Tacize Yol Açan Nedenler:

-Kötü yönetim,
-Yetersiz iletişim,
-Zayıf liderlik yapısı,
-Stresli ortamın varlığı,
-İnsanların kendilerinden beklenenleri yerine getirememesi,
-Yeniden yapılanma,
-Rekabetçi ortamlarda kendi işini kaybetmekten korkma,
-Kendi durumunu koruma isteği,
-Yeni fikirlerin ortaya çıkmaması,
-Sürekli aynı durumların tekrarlanması
gibi davranışlar işyerinde psikolojik tacize yol açar.

5. Mobbing Sayılabilecek Davranışlar:
Mobbing ilk defa 1984’te Heinz Leymann tarafından, işyerinde sağlık ve güvenliğin bir unsuru olarak psiko-sosyal konular şeklinde incelenmiştir.
Leymann, mobbing davranışlarını 5 farklı grupta 45 ayrı
davranış olarak tanımlamıştır.
* Birinci Grup: Kişinin iletişim ve kendini ifade etmesine yönelik saldırılar. Yönetimin iletişimi engellemesi, sözlü tehditler, beceriksizlikle suçlama vs.
* İkinci Grup: Kişinin sosyal ilişkilerine saldırma şeklindeki
davranışlar. Yalıtılma, dışlama vs.
* Üçüncü Grup: Kişinin itibarına zarar veren, saygınlığını sürdürmeye engel olan durumlar. Dedikodu, etnik kökenle ilgili aşağılamalar vs.
* Dördüncü Grup: Kişinin yaşam kalitesine ve mesleki durumuna
yönelik davranışlar. Yapılan işin önemsenmemesi, anlamsız iş yüklemeler vs.
* Beşinci Grup: Kişinin sağlığını doğrudan etkileyen davranışlar ve fiziksel sağlığa ilişkin saldırılar. Tehlikeli işlerin verilmesi, fiziksel saldırılar, cinsel taciz vs.
Bu davranışların mobbing olarak nitelendirilebilmesi için, sistematik bir şekilde sürekli olarak gerçekleşmesinin yanısıra bu davranışlara maruz kalanın da güçsüz olması ve kendini savunamayacak bir durumda olması gerekir.
Ayrıca davranış haftada bir tekrarlanmalı ve en az altı ay boyunca devam etmelidir.

6. Mobbing Araştırmaları:
Önemli sayıda araştırma 2000-2010’lı yıllarda yapılmıştır. Elif Yücetürk’ün “Örgütlerde Durdurulamayan Yıldırma Uygulamaları Düş mü Gerçek mi?” (2003) çalışması Yönetim ve Organizasyon Kongrelerinde sunulan ilk mobbing bildirisidir.
Nazan Bilgel, Serpil Aytaç ve Nuran Bayram tarafından “İşyerinde Yeni Bir Baskı Aracı: Mobbing” adlı çalışma Uludağ Üniversitesi Araştırma Fonu 2003 -2005 yılları arasında çalışılmış ve mobbing alanında Türkiye’de yapılmış olan ilk araştırmalardan biri olarak 2005 Yönetim ve Organizasyon Kongresinde sunulmuştur.
2004 yılında mobbing konusunda bildiri sunulmamasına rağmen 2005 yıllından sonra mobbinge olan ilgi hızla artmıştır.
17 Aralık 2010 tarihinde mobbing ile ilgili ilk davayı açan ve kazanan Avukat Ayse Altıparmaktır.
Google Ngrams istatistikleri aracılığıyla 1990 ve 2008 yılları arasında mobbing kavramı tarandığında 1990’lı yıllardan itibaren mobbing kavramının en fazla işlendiği yıl olarak karşımıza 2004’ün çıkar.

7. Yasalarla Mobbing:
7.1. Anayasada Mobbing Olgusu:
1982 Anayasası’nın mobbing ile ilişkilendirilen maddeleri:
Madde 12: Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez,
vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Madde 17: Herkes yasama, maddî ve manevî varlığını koruma ve
geliştirme hakkına sahiptir.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle
bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
Madde 24: Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Kimse ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve
kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı
kınanamaz ve suçlanamaz.
Madde 25: Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve
suçlanamaz.
Madde 48: Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme
hürriyetlerine sahiptir. Özel tesebbüşler kurmak serbesttir.
Madde 49: Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını
geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek,
işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.
Madde 50: Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde
çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.

7.2. Türk Ceza Kanunu Kapsamında Mobbing Olgusu:
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun mobbing ile ilişkilendirilen maddeleri:
Ceza Kanununun amacı;
Madde 1: (1) Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini,
kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi,
toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın
gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi
Madde 2: (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine
hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında
kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde
geniş yorumlanamaz.
Türk Ceza Kanununda suç olarak tanımlanmımobbing aracı olarak kullanılan kasten öldürme, yaralama, işkence, eziyet, cinsel saldırı, cinsel taciz gibi fiiller sayılabilir.

7.3. 2821 Sayılı Sendikalar Kanununu:
Sendikal nedenlerle işçiler arasında ayırım yasağını düzenleyen 31 inci maddenin üç ila altıncı fıkraları da eşit davranma ilkesine dair hükümler içermektedir. Söz konusu maddenin üçüncü fıkrasında;
İşveren, bir sendikaya üye olan işçilerle sendika üyesi olmayan isçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, işin sevk ve dağıtımında, işçinin mesleki ilerlemesinde, işçinin ücret, ikramiye ve primlerinde, sosyal yardım ve disiplin hükümlerinde ve diğer hususlara iliskin hükümlerin uygulanması veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi bir ayırım yapamaz.” hükmüne yer verilmistir.


8. Mobbingin Sonuçları:
8.1. Yapılan birçok araştırma sonucunda mağdurlarda;
* kronik sendromlar,
* travma sonrası stres bozukluğu,
* depresyon,
* uyku problemi,
* mide problemleri,
* sinirlilik,
* kendinden nefret etme,
* kronik yorgunluk,
* kaygı,
* bunalım,
* kendini beğenmeme,
* konsantrasyon bozukluğu,
* baş ve bel ağrısı
gibi sağlık sorunları gözlenmiştir.

8.2. Klinik gözlemler sonucunda işyerinde mobbinge maruz kalanlarda;
- izole edilme,
- bunalım,
- yardıma muhtaçlık,
- sosyal uyumsuzluk,
- psikomatik hastalıklar,
- öfkelenmeler,
- baskılar,
- kaygı ve umutsuzluk
gibi özellikler saptanmıştır.

Mağdurların bir kısmında zaman zaman mobbing sonucu intihar vakaları bile görülmektedir.

8.3. Mobbing örgütlere de birçok açıdan zarar vermektedir.
Örgütler, ayrılmak zorunda kalanların yerine yeni işe alınacaklar için işe alma ve oryantasyon gibi maliyetlere katlanmak zorundadır.
Bu ekonomik zararlara ek olarak;
* örgütsel performans azalması,
* iş kalitesinin azalması,
* hastalık izinlerinin artması,
* ödenen tazminatlar,
* işsizlik maliyetleri,
* yasal işlemi,
* mahkeme masrafları,
* erken emeklilik
gibi zararlar da ortaya çıkmaktadır.


9. Sonuç:
Günümüzde mobbing, yönetsel kademe, ünvan, yaş, cinsiyet, iş tecrübesi gibi farklılıkları gözetmeksizin, tüm kültürlerde görülmektedir.
Mobbing tüm bu nedenlerden dolayı ABD, Kanada, Almanya ve İskandinav ülkelerinde 1992’den beri kamusal bir sorun halini almıştır. Mağdurlar için yardım grupları oluşturulmuş; sendikalar ve kiliseler tarafından mobbing karşıtı programlar düzenlenmiştir.

Ayrıca, örgütte yaşanan mobbing vakalarının duyulması, kamu önünde örgüt itibarının ve örgüte olan güvenin sarsılmasına yol açacaktır.
Son yıllarda, dünyanın birçok yerinde önemli bir örgütsel sorun olarak görünen mobbing hem bireylere hem de örgütlere zarar vermektedir.
Mobbing, örgütlerde istenmeyip yıpratılmak istenen kişilere karşı baskı aracı olarak kullanılarak onların işten ayrılmalarına sebep olmaktır. Mobbing her örgütte ortaya çıkacağı gibi, bütün çalışanlar da mobbing mağduru olabilir.
İş yasamında mobbingin büyük bir sorun haline gelmesine rağmen, diğer ülke hukuk sistemlerinin aksine, bizim hukuk sistemimizde doğrudan doğruya mobbingi konu alan bir kanun hükmü yoktur.
Mobbingle ancak birçok kurumun ortak hareket etmesiyle mücadele edilebilir.
Sonuç olarak, örgütsel ilişkilerin gelişmesinde, iş barışının ve huzurlu çalışma ortamının oluşmasında, adalet ve güven esaslı ilişkilerin gelişmesinde karşımıza çıkan en önemli engellerden biri mobbingdir. Bundan dolayı mobbing, araştırmacılar açısından üzerinden durulması gereken konuların başında gelmektedir.


Kaynaklar:

ERASLAN, Taner; İşyerlerinde Algı Oyunları: Ters-Mobing (Bezdiri)
EROĞLU, Osman; Türk Yönetim ve Organizasyon Yazınında Mobbing: Yönetim ve Organizasyon Kongresi Bildirileri ve Lisansüstü Tezler Üzerine Bir İnceleme
TEMİZEL,Yavuz; Mobbing Ve Türk Hukuk Sistemindeki Yeri


UTEYKİF Ankara temsilcisi
Alisa Çiçek Akyol