27 Haz 2009

Engelli biriyle Evlenirmiydiniz? Anket değerlendirme sonuçları.


Değerli okuyucularım bilindiği üzere blogumda "Engelli biriyle Evlenirmiydiniz?" konulu bir anket açmıştım.Bu anketim sonuçlandı.Katılımlarınız için hepinize teşekkür ederim.

Gelelim anket sonuçlarına,
Ankete katılan 99 kişinin %75 evlenirdim şıkkını işaretlemiş.%12 lik kısmı evlenmezdim diye işaretlemiş. %12 Lik bölümü ise Bilmiyorum/İlgilenmiyorum şıkkın seçmiş. Bu anketin sonucunda vardığımız ortak nokta evlenilecek kişinin engelli olması önemli değil,düşünce yapısının vede en önemlisi ortada sevgi duyulan birinin olmasını çıkarabiliyoruz.

Şuda var ki engelli ile evlenme konusunda bu ankete oy verenlerin samimi düşünceleri olup olmadığını tam olarak kestiremiyorum.Bir konuya şöyle bir soruyla devam edelim.
Hiç yürüyemeyen biriyle evlenip ömür boyu bu kişinin ayakları olabilirmiydiniz? Bir çok kişinin bunu kabul etmesi açıkçası çok zordur. Kim istemez ki evleneceği kişinin elini tutup sokaklarda,sahilde sevgilisiyle dolaşmayı,eğlenmeyi,gezmeyi. Bunları yapamayan engelsiz birinin bu ilişkiyi sürdürmesi çok zor gibi geliyor. Engelli-engelsiz evliklerini tvlerde,gazetelerde büyük bir hayretle izliyoruz. Ama olayın bizzat içinde olmadıktan sonra evlenirim demekte çok kolay bir cevap oluyor.

Farzedelim bunları kendi açımızdan yendik ancak diğer baskılar en başta toplumun baskısı,ailenin tutumu bunlar engelli biriyle evlenmenin en büyük zorlukları olarak ortaya çıkıyor.
Şimdilik yazıma burada nokta koyuyor,sizlerin görüşlerinizi merakla bekliyorum.
Sevgiyle kalınız...

25 Haz 2009

Regaip Kandilimiz Kutlu Olsun.



Bugün ellerini semaya, gönlünü Mevlaya aç, bugün günahlardan olabildiğince kaç, bugün en gizli incilerini onun için saç çünkü bugün kandil,Allah 'ın rahmeti, bereketi sizinle olsun, gönül güneşiniz hiç solmasın, yüzünüz aydın olsun,makamınız Firdevs, dualarınız kabul olsun.Kandiliniz mübarek olsun...

Yazar:Anonim

21 Haz 2009

Mim sorularına, Cevaplarım.



Sevgili manevi kardeşim Aysed beni mimlemiş.Aysed beni mimlemişse katılmamak olur mu? Hemen cevaplara geçeyim.
SORU 1-HAYATINIZDAKİ ÖNEMLİ 3 ERKEK?
CEVAP:Bunlardan birincisi mantıken babam olurdu, ikincisi çok sevdiğim mahalle arkadaşım (kardeşim gibidir),üçüncüsü de ilk iş hayatına başladığımda bana iyi yönde yol gösteren patronum olurdu.
SORU3- SORU2-3 GÜN 3 GECE BIKMADAN UĞRAŞABİLECEĞİNİZ HOBİNİZ NEDİR? TEK CEVAP
CEVAP:Kara kalem resim yapmak olurdu.
SORU3- YAŞADIĞINIZ ŞEHİR DIŞINDA SEVDİĞİNİZ 3 İL?
CEVAP:İzmir,İstanbul,Venedik
SORU 4-EN ÖNEMLİ FOBİNİZ?
CEVAP:İşsizlik
SORU5-GİYİM KONUSUNDA EN ÇOK KULLANDIĞINIZ 5 RENK?
CEVAP:Açık Mavi,Açık Yeşil,Kahverengi,

20 Haz 2009

Ailemizde en çok kimi severiz?


Ailede en çok kimi seversiniz diye bir soru sorulduğunda genellikle verilen cevap "Annem" olur.İkinci sırada ise "Babam" olur.Sonra diğer sevdiklerimiz gelir. Neden hep ikinci planda baba sevgisi olur diye düşündüğümüzde baba duygularını belli etmez,hep ciddi imajı vardır, genellikle evde de olmaz, anneler her an yanımızdadır; her türlü sıkıntılara ilk etapta anne muhatap olur.Sonra baba uygulayıcı olarak devreye girer.Ama bir gerçek vardır baba duygularını pek belli etmiyor.Her türlü olayda metanetini koruması ilk ondan beklenir.Çünkü o babadır ve örnek olması beklenir.Anne duygusallığını belli etmekten hiç çekinmez,hemen tepkisini belli eder.Çocuklara babalar maddi açıdan herzaman destektir.Okul harçlığı,bayram harçlığı hep ondan gelir ama ne yapsa annenin yerini tutamaz.Anne parada vermez ama onda öyle bir sevgi vardır ki hiç bir para o sevgiyi bir köşeye attıramaz.İşte paranın ulaşamadığı yüce duygulardan biride bu anne sevgisidir.

Birde bazen konuşulur denir ki Anne ve babadan birisi ölecek olsa hangisini tercih ederdiniz? Allah kimseye böyle bir acı tattırmasında bu konuda genel inanış babanın ölmesinden yanadır.Baba öldüğünde anne çoluk-çocuğa en iyi bakacak,onlarla ilgilenecek annedir. Maddi açıdan çocuklarına bakacak sıkıntısı yoksa anneler hem kolay kolay bir daha evlenmez.
Bugün babalar günü ama içim buruk.Ben ona hiç hediye veremedim.Babalar gününüde kutlayamadım.Ona bugün dua ettim.Bu dualarım ona ulaşırda bir babalar günü hediyesi olarak ilk hediyem olmuş olur. Herkese tavsiyem babalarınızın kıymetini yaşarken bilin.Onlar bizi o kadar çok düşünüyor ki biz bazen farkında olmuyoruz.Bugün hiç sebepsiz babanızın yanağına bir buse kondurun.En büyük hediye olacaktır.

Bu vesileyle tüm babaların babalar günü kutlu olsun.
Sevgi ve sağlıcakla kalın...

Yazar:NoEngel

17 Haz 2009

Yeni Blog Adresimle Karşınızdayım.

Değerli Okuyucularım,

Blog adresi değiştirmek her ne kadar iyi olmasada bir karar verdim ve değiştirdin.Ne demişler en iyi karar kararsızlıktan iyidir.Umarım bu adres uğurlu gelir ve kalbi sevgiyle dolu tüm kardeşlerime faydalı olur.Bazen sevineceğimiz,bazen üzüleceğimiz bazende yeni umutların yeşermesini takip edebileceğimiz daha faydalı bir blog olması için elimden gelen gayreti göstereceğim.Engelleri hep birlikte aşmak için sizlerle olmaktan mutluyum.

Bu adres değişikliği ile blogumu listesine ekleyen ve tekrar değiştirmek zorunda kalabilecek tüm dostlarıma,arkadaşlarıma vereceğim zahmetten dolayı özür dilerim.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Sevgi ve sağlıcakla kalın..

8 Haz 2009

Hayata Dokunabiliyor muyuz?


Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haber aslında ne kadar trilyoner insanlar olduğumuzu ama farkında olmadığımızı hatırlattı bana. Haberde Amerika’da en gelişmiş teknolojiyle üretilen biyonik kolun özellikleri anlatılıyordu. İşlevsel olarak canlı bir kol kadar kullanılamasa da görünüm itibariyle canlı bir kola benzetebilmenin mutluluğunu yaşıyordu bilim adamları. Haberin ne kadar şükretsek azdır dedirten kısmı ise, biyonik kolun maliyetiyle ilgili olanıydı. Şimdi sıkı durun bu kol ne kadara mal olmuş biliyor musunuz? Tam tamına 6 milyon dolarcık!

Söz konusu insan hayatı veya kaliteli (lüks demiyorum yanlış anlamayın) bir yaşamsa bu fiyat düşük bile. Çünkü bir insan o kol sayesinde bütün yaşamsal faaliyetlerini sürdürecek. Yemek yemek, su içmek, tuvalete gidebilmek, karanlık bir odaya girdiğinde lambayı açabilmek, ağaçların dallarına uzanıp meyve toplayabilmek, sevdiklerine sımsıkı sarılabilmek, çocuğuna mama yedirebilmek vs vs… Kısacası bazılarına lüks gelen ama pek çoğumuzun sahip olduğunun farkında bile olmadığı nimetler.

Biyonik koldan yola çıkarak şöyle kabataslak bir matematiksel hesap yaparsak sizce kaç milyon dolarlık bir servete sahibiz. Açıkçası benim hafızam o kadar çok parayı hesaplayabilecek kapasiteye sahip değil. Çünkü işin içine dünyaya açılan penceremiz olan gözümüz de girince fiyat biçemiyorum.

Peki, bütün bu servete sahip olup da hala etrafta mutsuz ve karamsar bir şekilde dolaşan, ağlayıp sızlanan insanlara ne demeli? Ya da ne yapmalı onlara! Nasıl mutlu etmeliyiz acaba bir fikriniz var mı? Benim bir fikrim var: Sadece bir günlüğüne gözünü kulağını yada bacaklarını kullanmasını engelleyelim. Hani adına empati denilen ama içi boşaltılan kavram var ya onu uygulayalım. Herkes engelliyi anlamak için empati kurmak şarttır der. Der demesine de, bunu diyenlerin kaçı bu empatiyi kurar orası bilinmez.

Sahip olduğumuz nimetlerin farkında mıyız? Çocuğunun, eşinin ya da sevgilisinin 1 saatliğine de olsa yüzünü görebilmek ya da sesini duyabilmek için hayatının geri kalanını ya da servetini hiç düşünmeden verecek milyonlarca insan varken biz farkında bile olmadan yaptığımız bu işleri yapabiliyor olmanın mutluluğunu yaşayabiliyor muyuz?

Yapabildiğimiz için yeterince şükredebiliyor muyuz? Yaratılış gayemizin ne kadar farkındayız? En önemlisi hayata gerçekten dokunabiliyor muyuz?



Haksızlık etmek istemem ama pek sanmıyorum. Klasik ama geçerliliğini hiç yitirmemiş bir söz vardır; “sahip olduklarımızın değerini ancak kaybedince anlıyoruz” diye... Ne dersiniz eskiler hiçte yanılmamış değil mi?



Güzel bir hikâyeyle yazıma son vermek istiyorum:

Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın
gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka
koltukta tek başına oturan çocuğa:

— Buraların yabancısıyım demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını
arıyorum çok yakın olduğunu söylediler.

Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:
- Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş Ama sağ tarafa gitmeniz
gerekiyor herhalde.

Adam çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş
ister istemez.
Çocuk:
-Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? Diye gülümsemiş.
Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

— iyi ama demiş adam bunların parktan değil de tek bir ağaçtan
gelmediği ne malûm?
— Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk.
Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız
fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra cebinden bir
kâğıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.

Çocuk ise konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış
adamın kendisini fark ettiğini.

Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken - Üç yıl önce bir kaza
geçirmiştim demiş görmeyi o kadar çok özledim ki…

Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

— Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey benden iyi gördüğündür.

FATMA ŞAHİN www.kadincakararinca.com

5 Haz 2009

İlk Sözleri: Seni Seviyorum Anne...



Konuşamayan, yürüyemeyen, sadece göz hareketlerini kullanan küçük kızın duyguları göz hareketlerinden anlaşıldı.


Doğuştan beyin özürlü küçük kız, lazer makine sayesinde duygularını ifade edebildi. Daily Mail gazetesinin haberine göre; konuşamayan, yürüyemeyen, sadece göz hareketlerini kullanan küçük kızın duyguları göz hareketlerinden anlaşıldı.

İsveç üretimi 34 bin dolarlık MyTobii Smartbox makinesi kızın bakışlarındaki simgeleri saptayarak, ekrana kızın duygularını yazdı. Kızın ilk sözü 'seni seviyorum anne' oldu. İngiltere'nin Kent şehrinde yaşayan 6 yaşındaki Elke Wisbey’in annesi Galahad, kızının asla başaramayacağını sandığını, ekrana yansıyan kelimeleri görünce gözlerine inanamadığını söyledi.

Kızının ne hissettiğini hiçbir zaman anlayamamaktan korktuğunu anlatan anne, hâlâ şaşkınlık içinde. Ailesi şu anda Elke’ye makineyi nasıl kullanacağını öğretiyor. Minik kız, asla konuşamayacak, yürüyemeyecek olsa da, yaşantısı bu makineyle büyük oranda değişecek.

Kaynak

2 Haz 2009

Sadri Alisik Karakalem Portre


Sadri Alışık (1925 - 1995)

Sadri Alışık 5 Mart 1925 yılında İstanbul'da doğdu. Asıl adı Sadrettin olmasına rağmen, annesi Saffet hanım ve babası Rafet Kaptan onu hep Sadri diye çağırırlardı. Babası Kaptan olduğundan haftada biriki kez eve gelebiliyordu. Bu yüzden ailenin sorumluluğu ve idaresi anne Saffet Hanım'da idi. Sadri Alışık sekiz yaşındayken kız kardeşi Nevin dünyaya geldi.

Sadri Alışık'ın içindeki oyunculuk aşkı küçük yaşlarda kendini göstermeye başlamıştı.. Arkadaşları bilye oynayıp, uçurtma uçururken, O piyesler hazırlayıp mahalle arkadaşlarına oyunlarını sunardı.. Altı-yedi yaşlarındayken bir sünnet gecesinde Naşid Özcan Tiyatrosu'nu izledi. O günden sonra tiyatroya olan tutkusu başladı. Paşabahçe 39. İlkokulunda üçüncü sınıftayken ''İSTİKAL PİYESİ'' adlı oyunda "Adalı Halil" rolünü aldı ki bu başroldü.

İlkokulu bittikten sonra ailenin isteği ile Cağaloğlu'na taşındılar. Orta okul ikinci sınıfta tiyatro aşkı tekrar başladı. Ancak okulda tiyatro yoktu.

Liseye İstanbul Erkek Lisesin'de başladı. Lisenin yanısıra Cağaloğlu Halk Evi'nde tiyatroya gidiyordu. Liseyi bırakıp devam mecburiyeti olmadığından Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'ne kayıt oldu.

Yavaş yavaş, sahne, resim, tiyatro derken sinemaya adım attı ve ilk filmi Günahsızlar'ı 1945 yılında çevirdi. Şöhret basamaklarını hızla ilerleyen Sadri Alışık 1959 yılında çevirdiği Yalnızlar Rıhtımı adlı filmde otuz sekiz yıllık hayat arkadaşı Çolpan İlhan ile tanıştı. Evlendikten bir kaç sene sonra oğlu Kerem dünyaya geldi. Sinema yaşantısının yanı sıra, sahne showlarında da çok başarılı oldu. İçkiyi çok seven Sadri Alışık, en iyi dostu Ayhan Işık'ın ölümünden sonra kendini iyice içkiye verdi. Karaciğer yetmezliğinden Amerika'ya giden Sadri Alışık Amerika'da yaşayan Türk doktoru Münci Kalayoğlu tarafından ameliyat edildi ve sağlığına kavuştu. Sanat yaşamını televizyonda devam ettirdi.

Sadri Alışık genellikle, değişen toplumsal değerler içinde güzelliğe tutkun, umutlu, yaşama sevinciyle dolu, dürüstlüğü ve doğruluğu özleyen insan tipini oynadı.

Sinemanın yanısıra şiir ve resimle de uğraşan Alışık, beş yüzün üzerinde filmde rol aldı. En son rolü ise Yengeç Sepeti adlı dizide baba rolüydü.

Sadri Alışık 18 Mart 1995 yılında vefat etti.