20 Ara 2008

Yalnız Adam Ve Kırlangıç



Karlı bir kış günüymüş...
Yağan kardan üşümüş küçük kırlangıç,
yalnız bir adamın penceresinin dışına gelip
gagasıyla camı tıkırdatmış, adeta adamın onun
içeri girmesine müsade etmesini istemiş.

Yalnız adam bu isteği görmüş, "olmaz alamam,
git başımdan" der gibi kuşu kovalamış, sonra da
kendi kendine söylenmiş;"Hıh, camı tıkırdatmakla
kendisini içeri alacağımı mı sanıyor acaba..?"

Gecenin ilerleyen saatlerinde canı sıkılmış,
rüzgar ve soğuk arttıkça yalnız adamı
daha başka düşünceler sarmış,
kırlangıcın arkadaşlığını
geri tepmekten biraz pişmanlık duymuş...

"Keşke kuşu içeri alsaydım.
Ona biraz yiyecek verirdim. Minik kuş
oradan oraya uçar, neşeli sesler çıkartır,
cıvıldar, yalnızlığımı paylaşırdı. " demiş.

Ertesi sabah ilk iş pencereyi açıp,
etrafına bakınmış adam, belki kırlangıç
oralarda bir yerlerde olabilir diye düşünmüş.
Ama görememiş zavallı kırlangıcı...

Uzun kış geçmiş, yine yaz gelmiş...
Etrafta kırlangıçlar, cıvıldıyarak uçmaya başlayınca;
yalnız adam, heyecanla camını sonuna kadar
açıp kuşu beklemiş... Ama hiç gelen olmamış.

Onun hevesle havada uçan kuşlara
baktığını gören komşusu hikayeyi öğrenince
hafif buruk bir sesle: "Sevgili komşum, anlaşılan
sen kırlangıçların sadece 6 aylık bir ömürleri oduğunu
bilmiyordun?" demiş. Bunu işiten yalnız adam çok üzülmüş
ama üzülmek için de artık geç kaldığını anlamış...

Dikkatli olun...
Farkında olun...
Kendinize bir sorun...
Acaba, siz kaç kırlangıç kovaladınız?

Hiç geri çevirmediniz mi bugüne kadar
size sunulan bir dostluğu?

Hayatta bazı fırsatlar vardır ki,
sadece birkez karşımıza çıkar,
değerini bilemezsek kaçıp giderler.
Ve asla geri gelmezler.... :((

Alıntıdır.

Bir Arkadaşıma Yardım Eder misiniz?

Vietnam'da savaştıktan sonra, sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir hikaye anlatılır;
Asker San Francisco'dan ailesini aradı.
- "Anne baba, eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum."
- "Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz" diye cevapladılar.
Oğulları,
"Bilmeniz gereken birşey var" diye devam etti.
-"Arkadaşım savaşta ağır yaralandı. Bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok, ve onun gelip bizimle kalmasını istiyorum."
"Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz."
- "Hayır, anne, baba, onun bizimle yaşamasını istiyorum.
- "Oğlum" dedi babası, bizden ne istediğini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır.
"Oğlu o anda telefonu kapattı ve ailesi ondan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Firancisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne baba hemen San Francisco'ya uçtular ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Onu tanıdılar ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler. Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı!.

Anonim

18 Ara 2008

Anne Gözüyle Görmek !!


...küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.

Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları, onun
hiçde güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi.

Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı. Çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti.

'Badem' dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.......

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu.

Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi.

Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.

Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı.
Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat
ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu.
Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı.
Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü.

Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak

- Sanki yeniden dünyaya geldim! . dedi. Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış.
Estetik ameliyatı siz mi yaptınız?
Yaşlı doktor
- Böyle bir ameliyat yapmadık kızım! . diye gülümsedi.

Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, O' nun gözünden gördün kendini! ..

Alıntıdır.

6 Ara 2008

Türkiye Engelli Hakları Sözleşmesi'ni Sonunda Onayladı

Türkiye geçen yıl imzaladığı Engelli Hakları Sözleşmesi'ni 3 Aralık Engelliler Günü'nde onayladı. Cumhurbaşkanı Gül'ün onayının ardından sözleşme bağlayıcı olacak. Engelli hakları savunucuları onay için kampanya yürütüyordu.

Meclis, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'ni oybirliğiyle onayladı. Sözleşmeyi onaylayan ülkelerin sayısı 42 oldu.

Dünkü oturuma katılan 240 milletvekili sözleşmenin onaylanması için oy verdi.

Türkiye sözleşmeyi 30 Mart 2007'de imzalamış, ancak onaylamamıştı.

Engelli hakları savunucuları, Türkiye'nin sözleşmeyi onaylaması için kampanya yürütüyordu. Türkiye Sakatlar Derneği, 3 Aralık Engelliler Günü için yaptığı açıklamada, sözleşmenin ve ek protokolünün en kısa sürede onaylanmasını istemişti.

Sırada ek protokol var
Sözleşme, engellilerin topluma dahil olması, ayrımcılıktan ve damgalanmaktan korunması, hizmetlerin engelliler için erişilebilir olması, yasalar önünde eşitlik konularında devlete yükümlülükler getiriyor.

Türkiye'nin henüz imzalamadığı ek protokolse bireylere ve gruplara, ülkelerindeki iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından, BM Engelli Hakları Komitesi'ne doğrudan başvuru olanağı getiriyor.

KAYNAK

3 Ara 2008

Neden Öyle Bakıyorsun Bana?

Hiçbir şey engel değildir ışıldamasına bir çift gözün ve hiç kimse engelli değildir yüreğinde sıcaklığını hissediyorsa sevginin.
Ben koşuyorum, istediğim şeyi uzanıp alabiliyorum kollarımla, istediğimi görüyorum, duyuyorum ve konuşabiliyorum. Yani kestirmeden bakarsanız özürlü değilim. Evet; ben özürlü değilim çünkü sevmeyi de biliyorum.
Oysa bir sürü sağlam insan var engelli olan, yapması gerekeni yapmayan, duyarsız duygusuz ve gözleri adeta kaderi tırmalarcasına inkar edercesine kibirli bakan.

Karanlıktan korkarız bir çoğumuz. Karanlık bir yere girdiğimizde ilk önce hiç bir şey göremeyiz ama bir iki dakika sonra gözlerimiz seçmeye başlar oysa ışığı yakmamışızdır nasıl olurda ilk anda göremediğimiz şeyler daha sonra görünür gözümüze hiç düşündünüz mü? Gülün şeklini, yüzünüzü, ekmeği, suyu göremediğinizi.
Hiç düşünmediniz di mi?

Neden öyle bakıyorsun bana?
Görmüyorum seni biliyorsun…
Ama hissediyorum yüzündeki ukalalığı
Çok ta kötü göründüğümü sanmıyorum
Sadece görmüyorum…
Yüreğim kör değil en azından senin gibi
Bak ben seni küçümsüyor muyum?
Madem her şey dünyayı görebilmekten ibaret
Sen görebiliyorsun işte
Demek ki büyük sensin!
Öyleyse bana da göster dünyayı
Gücün yeter mi?
Hem sen benim kadar iyi görebilir misin ellerinle?…
-------

Sabaha kadar cevap aradı anne bu soruya. Beklide ömrü boyunca karşısına çıkacak en zor soruydu bu. Zaten unuttuğu uykuları o gece tümüyle terk etmişti yorgun bedenini ve ruhunu. Biricik kızı uğruna canını vereceği kızı 4 yaşına gelmişti ve artık aklı her şeye eriyordu. O gece ömrünün en zor ve en cevapsız sorusunu sormuştu annesine.
- Anne ben neden yürüyemiyorum.
Hiç takatsiz kaldığınız oldu mu? Herkesi ayakta kalma çabası sarmışken yürüyemediğinizi düşündünüz mü?
Hiç düşünmediniz di mi?

Neden öyle bakıyorsun bana?
Yanına gelemem biliyorsun
Ama gözlerim çok yakınında
Böyle olması gerektiğinin farkındayım.
Çokta önemli değil zaten
Sadece yürüyemiyorum.
Kötü yollarda değilim en azından senin gibi
Bak ben seni küçümsüyor muyum?
Madem her şey yürümekten ibaret
Sen yürüyebiliyorsun işte
Demek ki büyük sensin!
Öyleyse beni de kaldır ve gezdir dünyayı.
Gücün yeter mi?
Hem sen benim kadar iyi yürüyebilir misin ellerinle?…
------------

Çoğu zaman öyle kaptırırız ki kendimizi şarkılara. Dinleriz, eşlik ederiz. Birde ah bu şarkılar yok mu deriz. Hiç düşündünüz duymadığınızı, söyleyemediğinizi şarkıların yok olduğunu. Hangi işaret anlatabilir en sevdiğiniz türküyü yada hangi hareketle söylersiniz.
Hiç düşünmediniz di mi?


Neler konuşuyorsun karşımda?
Seni duyamam biliyorsun
Üstelik cevapta veremem sana
Ama hissediyorum sesindeki titreşimi
Görebiliyorum da
Çokta önemli değil zaten
Sadece duyamıyorum ve konuşamıyorum.
Duymazlıktan gelmiyorum en azından gerçekleri senin gibi
Ve boş konuşmuyorum.
Bak ben seni küçümsüyor muyum?
Madem her şey duymaktan ibaret
Sen duyabiliyorsun işte
Demek ki büyük sensin!
Öyleyse bana bir türkü söyle de dinleyeyim hatta eşlik edeyim.
Gücün yeter mi?
Hem sen benim kadar iyi anlatabilir misin sessizliği ellerinle?...
--------

Engel; elde, ayakta, gözde, dilde, kulakta, ve zihinde değildir. Her ne kadar engelliler denilse de onlara asıl özür onları göremeyen gözlerimizde, koşmayan ayaklarımızda ve uzanmayan kollarımızdadır.

Sen; göremeyen arkadaşım
Sana nasıl sıcak baktığımı görüyorsun

Sen; duyamayan arkadaşım
Sana söylediğim türküyü duyuyorsun…
Sen; yürüyemeyen arkadaşım
Sana geliyorum sen bana yürüyorsun…
Sen; zihnine kilit vurulmuş arkadaşım
Sana sevgiyi anlatıyorum ve sen anlıyorsun…

Çabamız bir çift gözün bizlerle ışıldaması için.
Sevgiyle kalın…
Saygılar…

Kaynak
Yazan:chnnmkiz

3 ARALIK ENGELLİLER GÜNÜ

3 Aralık Uluslararası Engelliler Günü için bianet'in görüştüğü Türkiye Sakatlar Derneği Başkanı Şükrü Boyraz, yasaların doğru uygulanması halinde sakatların yaklaşık yarısının çalışıyor olabileceğini söyledi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, sakatlar Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 12,29'unu oluşturuyor. Bunun yaklaşık 8,5 milyon kişiye denk düştüğünü söyleyen Boyraz'a göre, istihdam edilen sakatların oranı yalnızca yüzde 3. Yaklaşık yüzde biri özel sektörde, yüzde ikisi kamuda.
İş Kanunu'na göre, 50 veya daha fazla kişinin çalıştığı işyerlerinde, çalışanların özel sektörde yüzde 3'ünün, kamuda da yüzde 4'ünün sakatlardan oluşması, ayrıca beden ve ruhsal durumlarına uygun işlerde çalışmaları gerekiyor.
"Kamuda 40 bin sakat kadro açığı var"
Şu an kamuda sakatlar için ayrılan kadrolarda 40 bin kişilik açık olduğunu söyleyen Boyraz, kotaya uyulmaması durumunda işverenin kişi başına ayda 1.300 YTL ceza ödemesi gerektiğini de ekledi.
Ancak Boyraz kamu kuruluşlarının bu cezayı ödemediğini, özel sektörün de bunun üzerine davalar açarak ödediği cezaları geri alabildiğini söyledi.
Boyraz, kamu kuruluşlarının sakatları yetersiz, eğitimsiz bularak işe almadığını, oysa bu durumda yapılması gerekenin yatırım yaparak eğitim verilmesi olduğunu da ifade etti.
"Sakatların okuma yazma oranı yüzde 4'ken, iş bilgisi nasıl olsun. Yatırım yapılması şart."
"Çalıştırmak yerine sigorta yapıp harçlık veriyorlar"
Boyraz, özel sektörde birçok işletmenin de kotayı doldurabilmek için sakatları sigortalı yapıp çalıştırır gibi gösterdiğini, bunun yerine "evinde otur, biz sana 250 YTL harçlık verelim" dediğini de ifade etti.
"Ama krizle birlikte bu da değişiyor. Zaten işyerinde ayrımcılığa uğrayan sakatlar, krizle birlikte ilk işten çıkarılanlar arasında."
Ücrette, terfide, çalışma koşullarında eşitsizlik
"İşveren sakatlardan verim alamıyormuş gibi davranıyor, onları yük, angarya olarak görüyor" diyen Boyraz işyerindeki ayrımcılığı da şöyle özetliyor:
Aynı vasıflara sahip iki kişiden sakat olana düşük ücret veriliyor. Bu da genellikle asgari ücret.
Sakat olmayan terfi ederken, sakata terfi verilmiyor.
Sakatlara amacına uygun işler verilmiyor.
Sakatlara uygun mimari ortam ve çalışma ortamı yaratılmıyor.
Oysa, Özürlüler Yasası olarak bilinen yasa değişikliğine göre, işveren sakatların karşılaşabileceği engel ve güçlükleri azaltmak için gereken iş süreci ve fiziki ortam düzenlemelerini yapmak zorunda.
"Sakatlar sendikalı olmalı, sendikalar sakatlara özel çalışma yapmalı"
Boyraz sakatların sendikalı olması halinde, karşılaştıkları birçok sorunun üstesinden gelinebileceğini, bu arada sendikaların da sakatlara özel çalışma yapması gerektiğini söyledi.
"Çünkü herkesin ihtiyaç duyduğu koruma derecesi farklıdır. Toplu Sözleşme sakatların ücret eşitsizliğini giderebilir. Örneğin işyerinin mimari yapısı, çalışma ortamı sakata göre değilse, sendika devreye girebilir."
Bia
KAYNAK